
Sesli masal dinleyin:
Bir varmış, bir yokmuş… Işıkların ve sanatın kalbi Paris’te, Teyze Millicent’in dillere destan bir moda evi varmış. Ancak son zamanlarda işler pek iyi gitmiyor, bu tarihi moda evi kapanma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyormuş. Tam da bu sırada, hem teyzesini ziyaret etmek hem de ona moral vermek için Barbie, Paris’e gelmiş.
Moda evinin o eski, ihtişamlı günlerine dönmesini isteyen Barbie, pes etmemeye kararlıymış. Moda evinin tavan arasında gezinirken, tozlu rafların arkasında gizli, parıl parıl parlayan sihirli bir dolap keşfetmiş. Dolabın kapağını araladığında, içeriden rengarenk ışıklar saçan üç küçük moda perisi çıkıvermiş! Bu perilerin adları Pırıltı, Işıltı ve Neşe’ymiş.
Periler, Barbie’ye tatlı bir sır vermişler: “Eğer kalbindeki sevgiyle ve tutkuyla tasarımlar yaparsan, biz de onlara gerçek bir sihir katarız!”

Bu sözler üzerine Barbie ve yakın arkadaşı Alice, hemen çizim masasının başına geçmişler. Barbie, en sevdiği toz pembe tülleri, parlak ipekleri ve yumuşacık kumaşları özenle kesip biçmeye başlamış. Geceler boyunca çalışıp, daha önce Paris’te hiç görülmemiş güzellikte bir koleksiyon hazırlamışlar. Elbiseler tamamlandığında, periler üzerlerinde uçuşarak onlara sihirli yıldız tozları serpmiş. Elbiseler aniden kendi kendine parıldamaya, renk değiştirmeye ve adeta masalsı bir ışık saçmaya başlamış.
Büyük defile günü gelip çattığında, Paris’in en ünlü modacıları salonu hıncahınç doldurmuş. Müzik başladığında ve modeller o sihirli elbiselerle podyuma çıktığında herkesin nefesi kesilmiş. Kumaşlar sahnede adeta dans ediyor, etrafa neşe yayılıyormuş.
Defile o kadar büyük bir başarı yakalamış ki, Teyze Millicent’in moda evi bir gecede kurtulmuş ve eski şanına geri dönmüş. Barbie ise, en zor zamanlarda bile umudu kaybetmemenin, yaratıcılığın ve iyi dostların hayattaki en büyük sihir olduğunu bir kez daha anlamış. O günden sonra Paris’te herkes, içindeki o gizli sihri bulmak için kendi kalbinin sesini dinlemeye başlamış.