Masalı sesli dinleyin:
Bir varmış, bir yokmuş. Masmavi derelerin neşeyle şırıldadığı, çilek kokulu kocaman bir ormanda Minik Kirpi Çıtçıt yaşarmış. Çıtçıt’ın sırtındaki dikenler diğer kirpilerinkine hiç benzemezmiş; pamuk gibi yumuşacık, ipek gibi pürüzsüzmüş. Akşam olup güneş turuncu bir portakal gibi tepelerin ardına saklanırken ormandaki bütün canlılar esnemeye başlarmış. Rüzgâr ağaçların yapraklarına tatlı ninniler fısıldar, minik kuşlar yuvalarında kanatlarını toplayıp uykuya hazırlanırmış.
Ama o akşam Çıtçıt’ın gözleri bir türlü kapanmak bilmiyormuş. Yumuşacık yosunlardan yapılmış yatağında bir o yana dönmüş, bir bu yana dönmüş. Minik burnunu havaya kaldırıp koklamış; oda mis gibi lavanta kokuyormuş ama uykusu gelmiyormuş.
Tam o sırada pencerenin kenarına kocaman, yuvarlak gözleriyle Minik Baykuş Ugu konmuş. Ugu, başını hafifçe yana eğip sakin ve kısık bir sesle sormuş: “Gözlerin neden parıl parıl parlıyor Çıtçıt? Ormanın üzerini lacivert bir uyku örtüsü kapladı bile.”
Çıtçıt yorganını burnuna kadar çekip iç çekmiş: “Yatağım çok rahat Ugu ama rüyalar ülkesine giden yolu bir türlü bulamıyorum. Göz kapaklarım ağırlaşmıyor.”
Ugu gülümsüş. Kanatlarını sessizce açıp, “Sana rüya perisinin üç tatlı kuralını anlatmamı ister misin?” demiş. Çıtçıt merakla kulaklarını dikmiş.
“Birinci kural,” diye fısıldamış Ugu. “Gökyüzündeki en parlak yıldızı seçmek ve ona içinden sessizce iyi geceler dilemek.”
Çıtçıt hemen pencereden gökyüzüne bakmış. Orada, gümüş gibi parlayan tombul bir yıldız görmüş. İçinden, ‘İyi geceler parlak yıldız,’ demiş. Bunu söyler söylemez minik kirpinin ağzı kocaman açılmış: “Huuu-aaaa…” İlk uykucu esnemesi gelip geçmiş bile!
“İkinci kural,” diye devam etmiş Ugu, dalın üstünde yavaşça sallanarak. “Bugün seni en çok mutlu eden şeyi hatırlamak ve kalbine koymak.”
Çıtçıt gözlerini kısıp düşünmüş. Sabah renkli kelebeklerle oynamıştı, öğlen de annesiyle birlikte tatlı böğürtlenler toplamıştı. Böğürtlenlerin tadını ve annesinin sıcacık sarılışını hatırlayınca kalbi huzurla dolmuş, omuzları rahatlamış. Bir kez daha esnemiş: “Huuuaaah…” Bu esneme öyle tatlıymış ki, yanından geçen minik bir uğur böceği bile esnememek için kendini zor tutmuş.
“Ve üçüncü kural,” demiş Ugu. Sesi artık bir ninni kadar yumuşak ve derinden geliyormuş. “Üç kere derin nefes alıp ormanın uyku sesini dinlemek.”
Tam o anda odanın içine sarı sarı parıldayan Ateşböcekleri süzülmüş. Çıtçıt’ın yatağının etrafında sakin bir çember kurup hafifçe ışıldamışlar. Dışarıdaki ılık rüzgâr da ağaçların yapraklarını sallamış: Hışııır, hışııır, uyu güzel dostum, uyu mışıl mışıl…

Çıtçıt burnundan derin bir nefes almış, bacaklarını karnına doğru çekip kendini yumuşacık yatağına bırakmış. Artık göz kapakları minik bir tüy kadar ağırlaşmış.
“Ugu…” diye mırıldanmış Çıtçıt, sesi neredeyse fısıltıya dönüşmüş. “Sanırım rüya perisi geldi. Bulutların üzerinde pembe çiçekler görüyorum…”
Ugu kanadıyla ona usulca el sallamış: “İyi uykular tatlı Çıtçıt, en güzel rüyalar senin olsun.”
Çıtçıt gözlerini kapatmış; nehirlerin şarkı söylediği, gökyüzünün yıldızlarla kaplandığı masal gibi bir uykuya dalmış. Ay dede gökyüzünden gülümseyerek bütün ormanı şefkatle sarmış.
Şimdi sıra sende küçük rüya yolcusu. Yorganını boynuna kadar çek, derin bir nefes al ve gözlerini kapat. Yıldızlar bu gece senin tatlı rüyalarını beklesin. İyi uykular…
