
Masalı sesli dinleyin:
Bir zamanlar, gökyüzünde iki tane dolunayın aynı anda parladığı, devasa ağaçların bulutlara dokunmak ister gibi yükseldiği Zaman Ötesi Orman adında gizemli bir yer vardı. Bu ormanda, diğer dinozorlardan biraz farklı olan, mercan rengi pullara sahip genç bir Parasaurolophus yaşardı. Adı Alaz’dı. Alaz’ın başının arkasında uzun, geriye doğru uzanan bir tacı vardı ve bu taç sayesinde rüzgarı harika melodilere dönüştürebiliyordu.
Alaz, sadece otları çiğneyip gününü geçiren bir dinozor değildi; onun kalbi her zaman keşif heyecanıyla atardı. En büyük hayali ise ormanın en derin yerindeki Sisli Vadi’de gizlendiği söylenen, antik çağlardan kalma “Yıldız Kristali”ni bulmaktı.
Bir sabah, Alaz sırt çantasına benzer büyük bir palmiye yaprağını kuşanıp yola çıktı. Tek başına gitmiyordu; ona en yakın dostu, gökyüzünün en hızlı uçan afacan Talarurus’u Pırpır eşlik ediyordu. Pırpır küçük, zırhlı ve kuyruğunun ucunda topuzu olan bir dinozordu ama cüssesinden çok daha büyük bir cesarete sahipti.

Yol boyunca ormanın derinliklerine doğru ilerlediler:
Sular o kadar hızlı akıyordu ki geçmek imkansız gibiydi. Alaz, tacından derin ve kalın bir ses çıkardı. Bu ses frekansı, nehir kenarında uyuklayan devasa bir Brachiosaurus’u uyandırdı. Dev dostları, uzun boynunu köprü gibi uzatarak onların karşıya geçmesini sağladı.
İçerisi tamamen karanlıktı ve rüzgar kayaların arasından geçerken ürkütücü sesler çıkarıyordu. Pırpır, kuyruğunu kayalara vurarak ritmik bir güven sesi çıkardı ve Alaz’ın tacından yayılan hafif parıltıyla yollarını buldular. Nihayet Sisli Vadi’ye vardıklarında, vadinin tam ortasında, devasa bir çınar ağacının kökleri arasında gökyüzü renginde parıldayan Yıldız Kristali’ni gördüler. Kristal, etrafına büyüleyici bir ışık yayıyordu.
Ancak tam kristale yaklaşacaklarken, çalılıkların arasından ormanın en çok çekinilen canlısı belirdi: Genç bir Tyrannosaurus Rex, yani Gölge! Gölge, keskin dişlerini göstererek hırladı. Ama gözlerinde öfkeden ziyade, şaşkınlık ve yalnızlık vardı.
Alaz geri adım atmadı. Tacını kullanarak vadiyi sakinleştiren, adeta bir ninnini andıran yumuşacık ve barışçıl bir melodi çalmaya başladı. Melodinin dalgaları Gölge’nin kulaklarına ulaştığında, genç T-Rex’in o sert duruşu yumuşadı ve şaşkınlıkla yere oturdu. Bugüne kadar herkes ondan kaçmıştı, ilk defa birisi ona zarar vermek yerine güzel bir müzikle yaklaşmıştı.
Alaz müziği bitirdiğinde Gölge’ye doğru bir adım attı: “Biz buraya savaşmaya değil, bu kristalin sırrını çözmeye geldik. Eğer istersen, sen de bizimle bir kaşif olabilirsin,” dedi. Gölge, büyük başını sallayarak teklifi kabul etti. Üç arkadaş el ele (ya da pati patiye) verip kristale dokunduklarında, vadi birden rengarenk ışıklarla doldu. Kristal onlara yeni dünyaların, keşfedilmemiş adaların haritasını gökyüzünde gösterdi.

O günden sonra Alaz, Pırpır ve Gölge, Zaman Ötesi Orman’ın en ünlü kaşif grubu oldular. Anladılar ki; en büyük güç keskin dişler ya da büyük cüsseler değil, farklılıklara saygı duyup bir arada olabilmekti.
Gökten üç dev yumurta düşmüş: Biri içindeki keşif duygusunu hiç kaybetmeyen cesur çocuklara, biri arkadaşlığın değerini bilen ve ön yargısız yaklaşan kalplere, biri de bu güzel masalı dinleyip tatlı rüyalara dalmaya hazırlanan kaşiflere… Şimdi dinlenme vakti, iyi uykular!