
Masalı sesli dinleyin:
Bir zamanlar, ulu çınar ağaçlarının göğe doğru yükseldiği, neşeli kuş seslerinin eksik olmadığı yeşil bir ormanda Çıtçıt adında küçük bir sincap yaşardı. Çıtçıt’ın pofuduk, çizgili bir kuyruğu ve parıl parıl parlayan gözleri vardı. Ormandaki ağaçların dalları arasında zıplamayı, derede su sıçratmayı ve arkadaşlarıyla eğlenmeyi çok severdi. Ama Çıtçıt’ın büyük bir huyu vardı: Zamanı hiç ayarlayamazdı. Bir oyuna daldı mı saatlerin nasıl geçtiğini unutur, yapması gereken önemli işleri hep son ana bırakırdı.
Sonbahar mevsimi gelmiş, yapraklar sarı ve kırmızı renklere boyanmaya başlamıştı. Bu, ormandaki tüm sincaplar için çok önemli bir dönemin habercisiydi: Büyük Kış Hazırlığı. Kışın karlar yağdığında yiyecek bulmak zor olacağı için, her sincap haftalar öncesinden meşe palamutları toplar ve onları gizli yuvalarına saklardı.
Çıtçıt’ın annesi her sabah ona hatırlatırdı: “Çıtçıtçığım, kış kapıda. Bugün senin için ayırdığımız bölgedeki palamutları toplayıp yuvaya taşımalısın.” Çıtçıt ise her seferinde neşeyle kuyruğunu sallar: “Aman anneciğim, hava hâlâ çok güzel! Daha kışa çok var. Önce biraz kirpi dostlarımla yuvarlanma oyunu oynayayım, palamutları yarın toplarım,” derdi.
Ama ertesi gün geldiğinde kelebeklerin peşinden koştu, bir sonraki gün meşe ağaçlarının kabuklarına şekiller çizdi… Günler hızla geçip gidiyordu. Çıtçıt her sabah “Bugün başlayacağım,” diyordu ama ormanın güzelliklerine dalıp zamanı hep kaçırıyordu.

Soğuk rüzgarlar esmeye başlamıştı ve neredeyse tüm sincapların yuvaları palamutla dolmuştu. Çıtçıt’ın yuvası ise hâlâ bomboştu. Telaşla ve korkuyla ormanda koştururken, ağır adımlarla yürüyen Bilge Kaplumbağa Tonton ile karşılaştı. Tonton, bilge gözleriyle Çıtçıt’ın endişeli yüzüne baktı: “Neden böyle nefes nefese koşturuyorsun küçük sincap?”
Çıtçıt üzüntüyle: “Çok az zaman kaldı ama kış için hiç palamut toplayamadım! Zaman o kadar hızlı akıyor ki, ona yetişemiyorum,” diye dert yandı.
Bilge Kaplumbağa Tonton gülümsedi ve sırtındaki kabuğundan küçük, üç bölmeli, ahşap bir kutu çıkardı. Kutunun üzerinde üç farklı renkte taş vardı: Yeşil, sarı ve kırmızı. “Zaman hızlı akmaz Çıtçıt, sadece sen onunla arkadaş olmayı bilmiyorsun,” dedi Tonton. “Bu kutu sana ‘Zaman Bölme Sihri’ni öğretecek.”
Tonton kutunun çalışma şeklini anlattı: “Her sabah uyandığında gününü üç bölüme ayıracaksın. Yeşil taş zamanında sadece yapman gereken en önemli işi yapacaksın (Palamut toplamak gibi). O sırada oyun oynamak yasak. Sarı taş zamanında yuvana yardım edip dinleneceksin. Kırmızı taş zamanı ise özgürce oyun oynama zamanın olacak. İşini bitirdiğin için için çok rahat edecek.”

Çıtçıt hemen eve koştu. Ertesi sabah uyandığında hemen Tonton’un dediklerini düşündü ve güne Yeşil Taş Zamanı ile başladı. Eline büyük bir sepet aldı ve sadece palamut toplamaya odaklandı. Arkadaşları onu dere kenarına çağırdığında, “Şimdi Yeşil Taş zamanı, yani iş zamanı. İşimi bitirince geleceğim,” dedi.
Kendine şaşırtıcı bir şekilde, sadece işine odaklandığı için öğlene kadar sepetini ağzına kadar palamutla doldurmayı başardı! İş bittiğinde içi rahat bir şekilde Kırmızı Taş Zamanı’na geçti ve arkadaşlarıyla hiç olmadığı kadar neşeyle oynadı. Çünkü aklında artık “Eyvah, işim yarım kaldı” korkusu yoktu.
İki gün boyunca bu harika planla çalıştı ve yuvasını sıcacık, bol yiyecekli bir kış yuvasına dönüştürdü.
İlk kar taneleri ormana düşmeye başladığında, Çıtçıt yuvasında annesi ve babasıyla birlikte sıcacık oturuyordu. Önlerinde çıtırdayan palamutları yerken annesi gururla Çıtçıt’a baktı: “Bu yıl çok planlı ve çalışkandın Çıtçıt, sayende harika bir kış geçireceğiz.”
Çıtçıt pencereden dışarıdaki bembeyaz karı izlerken gülümsedi. Artık zamanın arkasından koşmuyordu, plan yapmayı öğrendiği için zaman onun en iyi arkadaşı olmuştu.
Biri zamanını planlayıp hem işine hem oyununa vakit bulan akıllı çocuklara, biri zor zamanlarda yol gösteren bilge büyüklere, biri de bu güzel masalı dinleyip yarınını planlayacak olan tatlı kaşiflere… İyi uykular, tatlı rüyalar!