Panda Pomi ve Bambu Vadisi Masalı

Masalı sesli dinleyin:

Bambu Vadisi adında, göğe doğru uzanan yemyeşil ağaçların ve şırıl şırıl akan derelerin olduğu masalsı bir diyar vardı. Bu vadide yaşayan sevimli mi sevimli, yuvarlak kulaklı küçük bir panda vardı; adı Pomi idi. Pomi’nin tüyleri pamuk gibi bembeyaz, gözlerinin etrafındaki halkalar ise kömür karasıydı.

Pomi’nin en sevdiği şey, annesiyle birlikte taze bambu filizlerini çıtır çıtır çiğnemek ve çimenlerin üzerinde top gibi yuvarlanmaktı. Ancak Pomi’nin aklında hep aynı soru vardı: “Ben neden diğer hayvanlar gibi hızlı koşamıyorum veya ağaçların en tepesine kuşlar gibi uçamıyorum?”

Bir sabah, vadinin neşeli sincabı Fındık, pofuduk kuyruğunu sallayarak Pomi’nin yanına zıpladı: “Günaydın Pomi! Hadi gel, derenin karşısındaki büyük tepeye yarışalım!”

Pomi hevesle ayağa kalktı. Ama birkaç adım attıktan sonra paytak adımları birbirine dolandı ve pıt diye yumuşacık çimlerin üzerine yuvarlandı. Fındık tepeye çoktan varmıştı bile. Pomi burnunu büktü: “Ben çok yavaşım… Ne iyi bir koşucuyum ne de yükseklere tırmanabiliyorum,” dedi üzüntüyle.

O sırada yanlarına vadinin en yaşlı ve bilge pandası Bambu Dede geldi. Gözlüğünü burnunun ucuna doğru kaydırıp şefkatle gülümsedi: “Her canlının kendine has bir güzelliği ve gücü vardır küçük Pomi. Rüzgâr gibi hızlı olmak zorunda değilsin; bir panda olarak senin de keşfedeceğin harika yeteneklerin var.”

Tam o sırada vadiden telaşlı bir ses yükseldi. Küçük sincap Fındık, derenin kenarındaki yüksek bir bambu kamışının tepesine tırmanmıştı ama kamış fazlaca eğilmişti. Aşağıda ise taşlık ve coşkulu bir dere akıyordu. Fındık korkudan tir tir titriyordu: “Kurtarın beni! Aşağı inemiyorum, kamış kırılacak!”

Diğer küçük hayvanlar toplandı ama hiçbiri eğilen ince kamışa yaklaşamadı. Pomi birden ne yapması gerektiğini anladı. Yavaş ama emin adımlarla kamışın köküne gitti. Güçlü patileriyle kalın gövdeyi sıkıca kavradı. Pandaların doğuştan gelen güçlü kolları ve geniş pençeleri sayesinde kamışı bir yay gibi kendine doğru çekip sabitledi.

“Korkma Fındık, sırtıma atla!” diye seslendi.

Fındık hemen kendini Pomi’nin pofuduk, yumuşacık sırtına bıraktı. Pomi onu güvenle yere indirdi. Bütün vadide bir alkış koptu. Fındık minnetle Pomi’ye sarıldı: “Sen olmasaydın düşecektim Pomi, meğer sen ne kadar güçlü ve güvenilirmişsin!”

Bambu Dede gülümseyerek Pomi’nin başını okşadı: “Gördün mü? Hızlı olmak her şey demek değildir. Senin sakinliğin, güçlü patilerin ve koca yüreğin bir canı kurtardı.”

O günden sonra Pomi bir daha asla başkası gibi olmaya özenmedi. Paytak adımlarıyla neşeyle yürüdü, taze bambularını afiyetle yedi ve en büyük gücünün kendisi olmak olduğunu bir an bile unutmadı. Vadideki herkes de Pomi’yi sıcacık sarılışları ve kocaman kalbiyle çok sevdi.

Light