Rüzgarlı Tepe Okulunda Bahar Şenliği Masalı

Masalı sesli dinleyin:

Rüzgârlı Tepe İlkokulu, pencerelerinden sarkan mor sarmaşıkları ve ulu çınar ağacıyla çocuk kahkahalarının eksilmediği sıcacık bir yuvaydı. Koridorlarında yankılanan zil sesi, sadece derslerin saatini değil, yeni dostlukların ve keşiflerin kapısını haber verirdi.

Bu okulun 3-A sınıfında herkes tarafından sevilen iki sıra arkadaşı vardı: Yerinde duramayan, icatlara ve roketlere tutkun Mert ile duygularını renklerle anlatan, resim yapmaya bayılan sakin Deniz. Sınıf öğretmenleri Ayla Hanım, her sabah derse başlamadan önce masasındaki bronz zili çalar, öğrencilerine sevgiyle gülümserdi. Onun için ders notlarından çok daha mühim bir kural vardı: Birbirini sabırla dinlemek, başkasının fikrine hürmet etmek ve arkadaşının emeğini incitmemek.

Bahar geldiğinde okulda geleneksel Bahar Şenliği Tasarım Sergisi heyecanı başladı. Ayla Öğretmen sınıfa dönerek yönergeyi açıkladı: “Çocuklar, ikişerli gruplar halinde okul bahçemiz için bir hayal maketi tasarlayacaksınız. Ancak unutmayın; sergide parlayacak asıl şey maket değil, onu yaparken birbirinize göstereceğiniz saygı ve uyumdur.”

Mert anında heyecanla Deniz’e döndü: “Deniz, devasa bir uzay fırlatma rampası yapıyoruz! Gümüş yaldızlı kartonlar, kırmızı ışıklar ve göğe uzanan dev bir roket… Kesinlikle birinci oluruz!”

Deniz ise çekinerek çantasından eskiz defterini çıkardı. Sayfada ulu çınarın dallarına asılacak ahşap kuş yuvaları, çiçek tarhları ve kitap okuma köprüleri çiziliydi. “Ben… Kuşlar için bir yuva ve kitap okuyabileceğimiz sakin bir yeşil alan düşünmüştüm Mert,” dedi kısık bir sesle.

Mert çizimlere üstünkörü bakıp, “Aman Deniz, kuş evleri çok sıradan! Benim roketim ödül alır. Sen kartonları tut yeter,” deyiverdi. Deniz kırıldı, defterini sessizce kapattı.

Ertesi gün atölye saatinde Mert her şeyi tek başına yapmaya kalkıştı. Hızla karton kesiyor, yapıştırıcıyı sağa sola sürüyor, Deniz’i tamamen dışlıyordu. Ancak bu telaş ters tepti; sabırsızca uzandığı sırada büyük yapıştırıcı şişesi devrildi ve roket kulesi ıslanıp masanın üzerine çöktü.

Mert ellerini saçlarına götürüp öfkeyle söylendi. O sırada yanlarına gelen Ayla Öğretmen, ikisinin arasına oturdu: “Mertciğim, tek kanatla kuş uçabilir mi? Ortak bir çalışmada arkadaşının sesine kulak vermez, onun fikrine ve emeğine saygı duymazsan ortaya çıkan şey bir başarı değil, yalnızca dağınıklık olur. Deniz’in hayalini gerçekten dinledin mi?”

Mert utançla başını eğdi. Deniz’in mahzun bakışlarını görünce yaptığı kabalığı fark etti: “Özür dilerim Deniz. Sadece kendi sesimi dinledim. Lütfen çizimlerini bana tekrar göster, birlikte bakalım.”

Deniz defterini açtı; planını anlattı. Mert hayran kalmıştı: “Bunlar harika! Peki kuş yuvalarının çatılarını küçük birer gözlemevi kubbesi gibi yapsak nasıl olur? Hem senin doğan hem benim uzay merakım birleşse?”

Deniz’in gözleri sevinçle parladı. İki arkadaş el ele verdi. Mert ölçülü kartonları dikkatle kesti; Deniz fırçasıyla detayları boyadı. Birbirlerinin sözünü kesmeden, her adımı danışarak çalıştılar.

Sergi günü bahçede açılan Gökyüzü Masal Bahçesi, hem kuş evleri hem minik teleskop kulesiyle şenliğin en çok beğenilen eseri oldu. Ayla Öğretmen onların omzuna dokunarak gülümsedi: “En sağlam binalar kartondan değil, birbirinize duyduğunuz saygıdan kurulur.”

Mert ve Deniz o gün birincilik kupasından çok daha kıymetli bir şey kazandılar: Birbirine değer vermenin ve gerçek arkadaşlığın gücünü.

Light