
Masalı sesli dinleyin:
Editörün Notu: Bu masal, çocukların hastalık dönemlerinde yaşadıkları korku ve endişeyi azaltmak, vücutlarının doğal savunma mekanizmalarını (ateş, öksürük) somutlaştırarak anlatmak amacıyla pedagojik ilkelere uygun olarak kaleme alınmıştır.
Güneşli, pırıl pırıl bir sabahtı. Yaren, odasındaki oyuncak ayısıyla evcilik oynamayı çok seven, neşeli ve enerjik bir kız çocuğuydu. Yaren’in dışarıdan bakıldığında sadece gülen yüzü ve kıvırcık saçları görünse de, aslında teninin altında devasa, tıkır tıkır işleyen ve onu her saniye koruyan muazzam bir krallık vardı. Bu krallığın adı “Vücut Kalesi” idi.
Vücut Kalesi’nde milyonlarca minik, çalışkan muhafız yaşardı. Bu muhafızların tek bir görevi vardı: Yaren’in sağlığını korumak, onun parkta özgürce koşmasını ve geceleri deliksiz uyumasını sağlamak.
Mevsimlerden sonbahardı ve havalar yavaş yavaş soğumaya başlamıştı. Rüzgarlı bir okul gününde, görünmez, çok küçük ve biraz da tembel bir misafir Vücut Kalesi’nin kapılarından içeri sızmayı başardı. Adı Pofuduk Grip’ti. Pofuduk Grip aslında çok tehlikeli değildi ama gittiği her yeri dağıtmayı, her yere yayılmayı çok severdi.
O gece Yaren uyurken, Pofuduk Grip kaledeki koridorlarda gezindi. Önce Yaren’in boğazına yerleşti. Sonra burnunun içindeki küçük odacıklara girdi. Sabah olduğunda Yaren kendini hiç de her zamanki gibi enerjik hissetmiyordu. Gözlerini açmakta zorlanıyor, boğazında sanki küçük kum taneleri varmış gibi bir gıdıklanma hissediyordu. Üstelik burnu, suyu kesilmeyen küçük bir musluk gibi sürekli akıyordu.
Yaren’in annesi odaya girdi, elini yavaşça kızının alnına koydu. “Sanırım Vücut Kalesi’nin muhafızları şu an içeride büyük bir temizlik operasyonu yapıyor,” dedi şefkatle.
Yaren, annesinin ne demek istediğini tam anlayamamıştı. “Temizlik mi? İçeride kim var anne?” diye sordu kısık bir sesle.
Annesi yatağın kenarına oturdu ve anlatmaya başladı: “Senin kaleni koruyan Beyaz Muhafızlar vardır. Onlar vücuduna giren mikropları anında fark ederler. Pofuduk Grip içeri girdiğinde, muhafızlar hemen kırmızı alarm verdiler. Senin alnının şu an biraz sıcak olmasının, yani ateşinin çıkmasının sebebi bu. Muhafızlar, kalenin devasa fırınlarını yaktılar. Çünkü mikroplar sıcaktan hiç hoşlanmaz ve fırınlar yandığında çabucak kaçmak isterler.”
Yaren bir anda arka arkaya üç kez hapşırdı. “Hapşu! Hapşu! Hapşu!”

“Çok yaşa!” dedi annesi gülümseyerek. “İşte bu da kalenin Rüzgar Mancınıkları! Hapşırdığında ya da öksürdüğünde, vücudun içerideki mikropları dışarıya fırlatan güçlü bir rüzgar yaratır. Ama unutma, rüzgar mancınıkları çalışırken her zaman kolunun içiyle ağzını kapatmalısın. Buna ‘Kahramanlık Pelerini’ denir. Eğer pelerinini kapatmazsan, fırlayan mikroplar arkadaşlarının kalelerine sızabilir.”
Yaren artık içerideki savaşı anlamıştı. Beyaz Muhafızlar onun için gece gündüz çalışıyordu ve Yaren’in de kendi kalesinin komutanı olarak onlara destek olması gerekiyordu.
Hemen planını yaptı. İlk görevi ‘Şifa Nehri’ni güçlendirmekti. Annesinin getirdiği ılık suyu yudum yudum içti. İçtiği her yudum su, kaledeki nehirlere katılıyor, Pofuduk Grip’in bıraktığı izleri yıkayıp temizliyordu. Ardından, annesinin hazırladığı sıcacık tavuk suyuna çorbadan içti. Çorbanın içindeki sebzeler, muhafızların ellerinde parlayan güçlü vitamin kalkanlarına dönüştü.
En önemli görev ise dinlenmekti. Yaren gözlerini kapattı ve derin bir uykuya daldı. Uyku, Vücut Kalesi’nin en büyük sırrıydı. Yaren uyudukça, kaledeki tüm enerji sadece onarıma ve temizliğe harcanıyor, yıkılan duvarlar yeniden örülüyordu.
Üç gün süren dinlenme ve sağlıklı beslenme operasyonunun ardından, Beyaz Muhafızlar savaşı tamamen kazandı. Pofuduk Grip, bu kadar güçlü ve iyi bakılan bir kalede barınamayacağını anlayıp uzaklara gitti.
Yaren güneşli bir sabaha gözlerini açtığında, boğazındaki kum taneleri tamamen kaybolmuştu. Burnu artık akmıyor, kolları ve bacakları o eski enerjik gücüne kavuşmuştu. Yatağından neşeyle zıpladı.

Artık hastalanmanın korkutucu bir şey olmadığını biliyordu. Hastalık, sadece Vücut Kalesi’nin ne kadar güçlü çalıştığını gösteren küçük bir sınavdı. Yaren suyunu içtikçe, sağlıklı beslendikçe ve yeterince uyudukça; içindeki o muazzam krallık onu ömür boyu korumaya devam edecekti.