Bu masal 7-12 yaş aralığı için uygundur.

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken… Çok uzak diyarlarda, ulu çam ağaçlarıyla kaplı, zirvesinden kar eksik olmayan Karataş Dağı varmış. Bu koca dağın yamacında ise tüyleri yeni yağmış kar gibi bembeyaz, gözleri buz mavisi olan Poyraz adında genç bir kurt yaşarmış. Poyraz, sürünün en hızlı ve en cesur kurduymuş. Fakat onu diğer kurtlardan ayıran asıl şey, kalbindeki merhametmiş.
Karataş Dağı’nın eteklerinde, bacalarından hep odun dumanı tüten, küçük ve eski bir insan köyü bulunurdu. Kurtların yüzyıllardır nesilden nesile aktardığı en büyük ve en kesin kural şuydu: “İnsanların köyüne ve çoban köpeklerine asla yaklaşma.” Poyraz bu kuralı bilirdi ama gece olduğunda uçurumun kenarına oturup, köyde yanan o sıcak sarı ateşlerin ışığını izlemeyi, rüzgârın getirdiği o eski masalların sesini dinlemeyi çok severdi.

O yıl, kış öylesine sert gelmiş ki, dereler donmuş, ağaçların dalları kardan kırılacak hale gelmiş. Ormanda yiyecek bulmak neredeyse imkânsızmış. Sürünün deneyimli ve sert lideri Akdiş, “Bu gece fırtına çok büyük olacak, dağların ruhu öfkeli. Kimse ininden adımını atmayacak,” diyerek herkesi uyarmış. Gerçekten de gece yarısı fırtına öyle bir patlamış ki, çam ağaçları köklerinden sökülecek gibi sallanıyormuş.
İşte tam o amansız fırtınanın ortasında, Poyraz rüzgârın uğultusu arasında garip bir ses duymuş. Bu ses, ne bir kurdun ulumasına ne de rüzgârın feryadına benziyormuş; bu, çaresiz bir ağlama sesiymiş. Poyraz, sürünün kurallarına karşı gelme pahasına ininden dışarı fırlamış. Tipi o kadar şiddetliymiş ki göz gözü görmüyormuş. Burnunu karlara gömerek kokuyu takip etmiş. Ormanın bittiği, köyün başladığı o tehlikeli yamaca geldiğinde, devrilmiş bir ağacın kovuğunda küçücük bir karaltı fark etmiş.
Bu, köyün çobanı olan küçük bir çocuk ve onun yanından ayrılmayan sadık çoban köpeğiymiş. Çocuk, gündüz sürüden kopan son kuzusunu ararken fırtınaya yakalanmış ve yolunu kaybetmiş. Poyraz sessizce onlara yaklaşmış. Çoban köpeği, devasa beyaz kurdu görünce sahibini korumak için ayağa kalkmaya çalışmış ama bacağı incindiği için kara saplanıp kalmış. Çocuk ise korkudan titreyerek elleriyle yüzünü kapatmış.
Poyraz, onlara zarar vermeyeceğini anlatmak için eski masallardaki gibi başını öne eğmiş, kulaklarını kısmış ve yavaşça yere yatmış. Ardından, usulca yaklaşarak çocuğun paltosunun ucundan nazikçe dişleriyle çekmiş ve ona “Beni takip et” dercesine başıyla dağa doğru bir işaret yapmış.
Çocuk, kurdun gözlerindeki o güven veren mavi ışığı görünce onun kötü niyetli olmadığını anlamış. Bacağı incinen köpeğine omuz vererek ayağa kalkmış ve beyaz kurdun açtığı izden yürümeye başlamış. Poyraz, onları rüzgârın giremediği, dağın derinliklerinde sadece kurtların bildiği sıcak ve korunaklı bir mağaraya götürmüş. Çocuğun soğuktan donmak üzere olduğunu anlayan Poyraz, mağaranın köşesindeki kuru çam yapraklarını patileriyle bir araya toplamış. Sonra o kalın, beyaz ve sıcacık kürkünü çocuğa ve köpeğe siper ederek, onları sabaha kadar dondurucu soğuktan korumuş.
Ertesi sabah fırtına dinmiş, güneş karlı dağın ardında pırıl pırıl doğmuş. Köylüler ellerinde meşaleler, sopalar ve tüfeklerle kayıp çocuğu aramak için dağa çıkmışlar. Mağaraya yaklaştıklarında, çocuklarının devasa bir beyaz kurda sarılarak huzurla uyuduğunu görünce şaşkına dönmüşler. Kalabalığın sesini duyan Poyraz yavaşça ayağa kalkmış. Köylüler korkuyla silahlarına davranacakken çocuk uyanmış ve kollarını açarak kurdun önüne geçmiş.
“Durun!” diye bağırmış. “O bir canavar değil, o bizi kurtardı!”
Köyün yaşlıları ve avcılar silahlarını yavaşça indirmişler. Poyraz, çocuğa son bir kez bakmış, o güzel mavi gözlerini kısmış ve mağaradan çıkarak karlı ormanın derinliklerine doğru koşup gözden kaybolmuş.
O günden sonra Karataş Dağı’nın eteklerindeki o küçük köyde, insanlarla kurtlar arasında yazılı olmayan büyük bir barış başlamış. İnsanlar, kışın en zorlu günlerinde ormanın sınırına her zaman bir miktar yiyecek bırakır olmuşlar. Poyraz ise, sadece karlı dağın bir efsanesi değil, kış geceleri soba başında çocuklara anlatılan en güzel “kurt masalı” olarak dilden dile yaşamaya devam etmiş.

Gökten üç elma düşmüş; biri bu masalı okuyanın, biri kalbinde merhamet taşıyanların, biri de o cesur beyaz kurdun başına.