
Bir varmış, bir yokmuş… Şehirdeki kocaman ağaçlı bir sokağın en neşeli evinde, henüz üç yaşına yeni basmış, kıvırcık saçlı ve meraklı gözlü Mete yaşarmış. Mete, her sabah uyandığında önce parmak uçlarında pencereye kadar yürür, gökyüzüne “Günaydın Güneş!” diye seslenirmiş. Mete’nin en sevdiği oyuncağı, parlak kırmızı bir kamyon ve içini her gün farklı hayallerle doldurduğu yumuşacık bir oyuncak çantasıymış.
Ancak bir Salı sabahı, Mete uyandığında çok tuhaf bir şey fark etmiş. Pencereden dışarı baktığında ne ağaçların yeşilliğini görebilmiş ne de gökyüzünün maviliğini. Sanki biri dünyanın üzerine dev bir gri battaniye sermiş gibi her yer tozlu bir kağıt rengindeymiş.

Mete’nin kırmızı kamyonu bile soluk bir pembeye dönüşmüş. Mete, “Anne, renkler nereye gitmiş?” diye sormuş. Annesi gülümseyerek Mete’nin saçlarını okşamış: “Belki de renkler bugün saklambaç oynamak istemiştir Mete. Onları bulmak için hayal gücünü kullanmalısın.”
Mete, hemen oyuncak çantasını sırtına takmış. İçine en sevdiği suluğunu, bir adet elmayı ve yardımsever dostu Robot Pip’i (hatırlarsın, Astro Kedi’nin de en sadık dostuydu) koymuş. Mete odasının ortasındaki halıya oturduğunda, halı birden yumuşacık bir çimene dönüşmeye başlamış. İşte o an, halının tam ortasında minik, tahta bir kapı belirmiş. Kapının üzerinde “Renkleri Seven Dinazorlar Bahçesi” yazıyormuş.
Mete kapıyı yavaşça araladığında karşısına çıkan manzara büyüleyiciymiş. Ama burada da renkler eksikmiş! İlk gördüğü canlı, devasa bir tabağa benzeyen ama üzerinde hiç benek olmayan bir dinazormuş. Bu, Maviş Triceratops’muş. Maviş, “Merhaba Mete,” demiş sesi hüzünlü bir rüzgar gibi çıkarak. “Gökyüzü mavisi rengimi kaybettim çünkü paylaşmayı unuttum. Arkadaşlarımla oyuncaklarımı bölüşmeyince, rengim bulutların arasına kaçtı.”
Mete, çantasından sihirli bir oyuncak top çıkarmış. “Al Maviş, bu topu birlikte oynayabiliriz,” demiş. Maviş ve Mete topu birbirlerine atmaya başladıklarında, Maviş’in sırtındaki pullar birden en parlak deniz mavisine dönüşmüş!

Maviş neşeyle “Bip-bop!” diye öten Robot Pip’e sarılmış. Paylaşmanın ne kadar güzel olduğunu anlayan Maviş, Mete’ye yolu göstermiş. Paylaşmak, dünyanın ilk rengini geri getirmiş.
Mete biraz daha ilerlediğinde, upuzun boyunlu, çok zarif bir dinazorla karşılaşmış. Bu, Sarı Diplodokus Sisi imiş. Sisi, boynunu yere eğmiş, sapsarı olması gereken karnına bakıyormuş. “Mete, ben sağlıklı beslenmeyi biraz ihmal ettim,” demiş. “Sadece şekerleme yemek istedim ve güneşin rengini kaybettim.”
Mete, çantasındaki taze, kıpkırmızı elmayı çıkarmış ve “Sisi, bak bu elma hem çok tatlı hem de seni çok güçlü yapar,” demiş. Sisi elmadan bir ısırık alınca, vücudu bir anda altın sarısı ışıklarla parlamaya başlamış.

Mete ona ellerini yıkamanın ve sebze yemenin ne kadar önemli olduğunu anlatmış. Sisi neşeyle dans ederken, bahçenin güneşi tekrar parlamış. Artık her yer sapsarı ve sımsıcakmış.
Yolun sonunda, en büyük ve en sevimli olan dinazor duruyormuş: Yeşil T-Rex Yoyo. Ama Yoyo hiç korkunç değilmiş; aksine, gözlükleri olan ve kitap okumayı seven bir dinazormuş. Yoyo’nun yeşil rengi gitmiş, yerine gri bir duman gelmiş. “Mete, ben çevreyi korumayı unuttum,” demiş Yoyo. “Yerdeki çöpleri toplamadım, çiçekleri sulamadım. Bu yüzden doğanın yeşili benden saklandı.”
Mete hemen kolları sıvamış. Yoyo ile birlikte yerdeki küçük kağıt parçalarını toplamışlar, kurumuş çiçeklere suluğundaki sudan vermişler. Doğaya sevgiyle dokundukları an, Yoyo’nun pulları yemyeşil, taptaze orman rengine bürünmüş. Yoyo, Mete’ye “Doğayı korumak, kendimizi korumaktır,” diye fısıldamış.
Birden, gökyüzünde dev bir gökkuşağı belirmiş! Kırmızı, mavi, sarı ve yeşil renkler birbirine sarılmış. Mete, paylaştığı, sağlıklı beslendiği ve doğayı koruduğu için tüm renklerin geri geldiğini anlamış. Bahçedeki tüm dinazorlar—Maviş, Sisi ve Yoyo—Mete’ye kocaman sarılmışlar.

Mete yavaşça gözlerini kırpıştırmış. Bir de bakmış ki, kendi odasında, yumuşacık yatağının içinde… Annesi başında duruyor, ona “Uykun geldi mi küçük kahraman?” diye soruyormuş. Kırmızı kamyonu masanın üzerinde ışıl ışıl parlıyor, pencereden ise Ay Dede ona göz kırpıyormuş. Mete, dinazor dostlarına içinden bir teşekkür etmiş.
O gece Mete, rüyasında rengarenk bir dünyada, dinazor sırtında yıldızlara doğru kaydırak kaydığını görmüş. Uyku, en tatlı renklerle bezenmiş bir macera gibi Mete’yi sarmalamış. Çünkü o artık biliyormuş ki; iyilik, paylaşmak ve sevgi, dünyanın en parlak renkleridir.
Diğer 3 yaş masalları okumak için kategorimize göz atabilirsiniz.