
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde ormandaki kuşlar uyur iken, nehirdeki sular akar iken.. Keloğlan yine işsiz güçsüz Çankırı’da köyün meydanında dolaşırmış. Bir gün köyün yaşlılarından biri Keloğlan’a yaklaşmış.
Keloğlan, dağın arkasında koca bir tuz mağarası var halk tuz ihtiyacını şehrin buradan karşılıyor, ama kimse en derine kadar giremiyor. İçerde saklı hazineler olduğundan söz ediyorlar. Ama mağaraya girenin çıkamadığı söylenir. Cesaretin varsa bir dene demiş.
Keloğlan’ın gözleri parlamış: Benim neyim eksik? Karadumanım var, aklım var. Hazine bulursam Karadumanıma nenemin köy evinin yanına büyük bir ahır yaptırırım, nenemin evini yenilerim, köydeki tüm yoksullara yardım ederim diye düşünmüş.
Keloğlan mağaraya gitmeye karar verince önce nenesinin yanına gitmiş.
Nene, köyün büyükleri mağaranın içinde hazine var diyorlar. Ben Karadumanımla gidip bakacağım.
Ninesi de ona: Aman oğlum, sakın açgözlü olma. Ne bulursan köyle paylaş. Ve her daim doğruyu söyle, o zaman zarar görmezsin, demiş. Keloğlan da nenesinin elini öpmüş, duasını almış, nenesi ona dualar okuyup üflemiş ve öyle yola koyulmuş.
Keloğlan tuz mağarasının girişine gelmiş, hadi Karaduman biz bu hazineyi bulalım hepimizi kurtaralım demiş, mağaranın içine girmişler sağa bakmışlar sola bakmışlar her yer tuz içerisi buz gibi soğukmuş. Keloğlan yürüdükçe Karaduman peşinden geliyormuş. Keloğlan Karaduman’a yanında getirdiği elma ve havucu vermiş, Karaduman onları bir güzel yemiş. Yerler su ile dolu olduğu için, Keloğlan daha sonra Karaduman’a bindi ve yola koyuldular. Karaduman tuz kristaline yaklaşıp biraz tuzdan yalamış, Keloğlan da tadına bakmak istemiş hem mineralli hemde lezzetli bir tuzmuş. Keloğlan tuzdan biraz yalayınca mağara birden uğuldamaya başlamış.
Tam o sırada bembeyaz taşlar birleşmiş, dev gibi bir gölge yükselmiş. Keloğlan ve Karaduman’ın karşısına koca bir Tuz Adam çıkmış.

Gözleri ışık gibi parlayan, bedeni koca tuz kristal bloklarından yapılmış bu dev, gür bir sesle haykırmış: Kimdir benim tuzumdan yiyen? Kimdir mağaramın tuzlarını bozan? Benim adım Keloğlan. Amacım ne altın ne gümüş. Neneme ev, Karaduman’a ahır, köyümdeki yoksullara tuz götürmek isterim. Senden izinsiz almadım, yalnızca tattım. Tuz Adam gözlerini kısarak bakmış, gür sesi mağarayı inletmiş:
Nice kişi geldi, açgözlülüğünden tuza döndü. Senin kalbin temizse sana izin veririm.
Tuz Adam’ın gözleri şimşek gibi parlamış.
Keloğlan! demiş. Sana bir soru soracağım. Eğer doğru cevabı verirsen, bu mağaradaki en değerli tuz kristallerinden sana vereceğim. Ama yanlış cevaplarsan, buradan çıkamazsın.
Keloğlan derin bir nefes almış, Karaduman’ın kulağına fısıldamış:
Korkma dostum, doğruyu söyleyen kaybetmez.
Tuz Adam sormuş:
Söyle bakalım Keloğlan, dünyada her insanın yediği ama kimsenin doymadığı şey nedir?
Keloğlan biraz düşünmüş, sonra gülümsemiş:
Tuzdur efendim! Azı yemeğe lezzet katar, fazlası tadını bozar. İnsan onsuz yaşayamaz ama asla ‘yeter’ demez.
Tuz Adam kahkahalarla gülmüş, mağaranın duvarları titremiş:
Doğru söyledin Keloğlan! Sen hazine değil, insanlara fayda arıyorsun. İşte sana en değerli tuz kristallerimden bir sepet dolusu veriyorum. Bunlar köyüne bereket getirecek, hastalara şifa olacak.
Bir anda koca elleriyle bembeyaz, ışıl ışıl parlayan tuz kristallerini Keloğlan’ın önüne bırakmış. Keloğlan teşekkür etmiş, Karaduman’a yüklemiş. Sağ olasın Tuz Adam. Bu iyiliğini köyümdeki herkesle paylaşacağım.

Keloğlan, Karaduman’ın heybesine Tuz Adam’ın verdiği beyaz parlayan kristalleri yüklemiş. Mağaradan çıkarken dönüp arkasına bakmış: Merak etme Tuz Adam, sana söz veriyorum, bu tuz kristallerini herkese paylaşmak için kullanacağım.
Tuz Adam gülümsemiş, dev gibi bedeni yavaş yavaş kaybolup tuz duvarlarına karışmış. Mağara sessizliğe bürünmüş.
Keloğlan ve Karaduman saatler süren yolculuktan sonra köylerine varmışlar. Önce nenesinin evine koşmuş:
Nenecim! Allah’ın izniyle tuz kristalleri getirdim. Evin de ahırın da yapılacak, köyümüz de bolluğa kavuşacak.
Ninesi sevinç gözyaşları dökmüş, ellerini açıp dua etmiş:
Helal olsun sana oğlum. Senin gibi akıllı, iyi niyetli biri bu köye bereket getirirdi zaten.
Ertesi gün Keloğlan bütün köy halkını meydana toplamış. Tuz kristallerini çıkarıp:
Bunlar benim değil, hepimizin. Sizlere paylaşmak benim görevim, Tuz Adam’ın mağarasından sizlere getirdim demiş. Köylüler sevinç içinde tuzları almış, yemeklerine katmış, hastalar şifa bulmuş. Nenesi için ev yenilenmiş, Karaduman için koca bir ahır yapılmış. Herkes mutlu yaşamış…
