
Bir zamanlar, Gökkuşağı Vadisi adında, her çiçeğin ayrı bir renkte parladığı harika bir yer vardı. Bu vadinin en güzel, en renkli çiçeği ise dev gibi, kırmızı bir güldü. Herkes ona “Güzellik” derdi.
Bu vadide Pıtırcık adında minik, kahverengi, çok meraklı bir tavşan yaşıyordu. Pıtırcık her sabah uyanır, Güzellik çiçeğinin yanına gider, onun tatlı kokusunu içine çeker ve çok mutlu olurdu.
Ancak bir gün vadiye büyük bir kuraklık geldi. Güneş çok sıcak açtı, yağmurlar durdu. Güzellik’in o canlı kırmızı yaprakları sararmaya, kadife gibi dokusu kurumaya başladı. Pıtırcık bu duruma çok üzüldü. Minik kovasıyla derelerden su taşıdı ama o koca gülün susuzluğunu bir türlü gideremedi. Dereler de yavaş yavaş kurumaya başlamıştı.
Tam umudunu kesmişken, vadinin hiç gidilmeyen, kayalık ve gölgeli tarafından garip bir tıkırtı duydu. Pıtırcık merakla oraya doğru zıpladı. Orada, soğuk kayaların arasında yaşayan Gölge adında koca bir örümcek vardı. Gölge, diğer örümcekler gibi minik değildi; kocamandı, gri tüylü bacakları vardı ve tam sekiz tane gözüyle Pıtırcık’a bakıyordu. Vadideki hayvanlar ona görünüşünden dolayı “Çirkin” der ve ondan hep uzak dururlardı.

Pıtırcık önce korkup kaçmak istedi. Ama Gölge yumuşacık ve kibar bir sesle, “Neden bu kadar üzgünsün küçük tavşan?” diye sordu. Pıtırcık şaşkınlıkla durdu ve “Güzellik susuzluktan ölüyor, ona yardım edemiyorum,” dedi.
Gölge gülümsedi. “Ben kayaların altında, yerin çok derinlerinde gizli bir su kaynağı biliyorum. Ama ben o suyu tek başıma yukarı taşıyamam. Eğer sen bana yardım edersen, birlikte Güzellik’i kurtarabiliriz.”
Pıtırcık çok şaşırdı. Herkesin korktuğu Gölge’nin aslında ne kadar yardımsever ve “güzel” bir kalbi vardı! “Ne yapmam gerekiyor?” diye heyecanla sordu.

Gölge, “Kayaların arasındaki dar çatlaklara minik patilerinle girmeli ve oradaki toprakları kazmalısın. Ben de senin açtığın yola en sağlam ağlarımı öreceğim ki sular oradan yukarı tırmanabilsin,” dedi.
Pıtırcık hemen kabul etti. İki yeni arkadaş saatlerce çalıştı. Pıtırcık minik patileriyle taşları ayıkladı, tüneller açtı. Gölge ise onun açtığı yola parıl parıl parlayan, ipek gibi ağlarını ördü.
Ve sonunda başardılar! Kayaların derinliklerinden gelen serin, masmavi su, Gölge’nin yaptığı ağların üzerinden kayarak yukarı çıkmaya başladı. Su, vadinin tam ortasındaki Güzellik’e ulaştı. Solgun gül suyu kana kana içtiğinde, kırmızı rengi hemen geri geldi, yaprakları tekrar canlandı ve vadi yeniden neşeyle doldu.

Pıtırcık, Gölge’ye sarıldı. “Senin dış görünüşün farklı olabilir ama kalbin dünyanın en güzel kalbiymiş,” dedi. Vadideki diğer hayvanlar da bu olanları gördü. Artık kimse Gölge’den kaçmıyordu. Çünkü gerçek güzelliğin dış görünüşte değil, yapılan iyilikte ve kocaman bir kalpte olduğunu anlamışlardı. Gölge, artık karanlık kayaların altında değil, Güzellik çiçeğinin serin gölgesinde en yakın arkadaşı Pıtırcık’la birlikte mutlu mesut yaşadı.