
Evvel zaman içinde, minarelerin ışıklarla süslendiği, fırınlardan mis gibi pide kokularının yükseldiği bir şehirde Hasan adında küçük bir çocuk yaşardı. Hasan o yıl çok heyecanlıydı çünkü ilk kez “tekne orucu” tutacak, öğlene kadar sabretmeyi deneyecekti.
Ramazan’ın ilk gecesi, davulun sesiyle “Güm bede güm güm!” diye uyandı. Gözlerini ovuşturarak kalktı. Evin içi loş bir ışıkla aydınlanmıştı. Annesi, babası ve nenesi yer sofrasına oturmuşlardı bile. Sahur sofrasının bereketi bir başkaydı; peynir zeytin sanki daha lezzetli, çay daha sıcaktı. Hasan, “Niyet ettim Allah rızası için oruç tutmaya” derken kendini kocaman bir adam gibi hissetti.
Sabah olduğunda her şey yolundaydı. Hasan oyunlar oynadı, resim yaptı. Ama saatler ilerleyip güneş tepeye yükselince, karnında küçük ziller çalmaya başladı. Sürekli mutfağın kapısına gidip saate bakıyordu. Zaman sanki durmuştu! Akrep ile yelkovan küsmüş gibi kıpırdamıyordu.
Hasan’ın suratı asıldı, mızmızlanmaya başladı. “Nene, daha çok var mı? Benim canım çok sıkıldı, karnım da acıktı!”

Nenesi, pencerenin kenarındaki koltuğundan gülümsedi. Elinde boş, cam bir kavanoz vardı.
“Gel bakalım sabırsız Hasan’ım,” dedi nenesi. “Ramazan sadece aç kalmak değildir ki. Ramazan, sabır ayıdır, güzel söz söyleme ayıdır. Bak bu elimdeki, senin ‘Sabır Kavanozun’ olsun.”
Hasan merakla boş kavanoza baktı. “Ama içi boş nene?”
“Şimdilik boş,” dedi nenesi. “Ne zaman canın sıkılsa, ne zaman acıksan, mızmızlanmak yerine küçük bir iyilik yap. Mesela saksıdaki çiçeğe biraz su ver, kardeşine gülümse ya da bana bir bardak su getir. Yaptığın her küçük iyilikte, hayalindeki bir ‘sabır taşını’ bu kavanoza attığını düşün. Bakalım iftara kadar kavanozun dolacak mı?”
Hasan’ın aklına bu fikir yattı. Saate bakmayı bıraktı. Önce gidip susamış gibi duran fesleğeni suladı. (Kavanoza hayali bir yeşil taş attı). Sonra annesine salata yaparken yardım etti, marulları yıkadı. (Kavanoza hayali bir kırmızı taş attı). Kardeşi oyuncağını paylaşmadığı için ağladığında, ona kızmak yerine kendi arabasını verdi. (Kavanoza kocaman, parlak bir mavi taş attı).
Hasan iyilik yaptıkça, zamanın nasıl geçtiğini anlamadı bile. Bir de baktı ki, güneş batmaya hazırlanıyor, gökyüzü turuncu ve mor renklere bürünmüş.
Ve nihayet, beklenen an geldi! Şehrin tepesinden “GÜM!” diye top sesi duyuldu, ardından ezan okunmaya başladı: “Allahu Ekber, Allahu Ekber!”
Sofrada dumanı tüten çorbalar, sıcacık pideler ve zeytinler onları bekliyordu. Hasan, nenesinin yanına oturdu.
“Nene,” dedi heyecanla. “Biliyor musun, benim Sabır Kavanozum ağzına kadar doldu! Hiç mızmızlanmadım!”
Nenesi onu alnından öptü. “Aferin benim güzel oğluma. İşte gerçek oruç budur. Şimdi bismillah de ve hurmanı ye.”

Hasan hurmayı ağzına attığında, hayatında yediği en tatlı şey olduğunu düşündü. O akşam yemeğin tadı bir başkaydı çünkü Hasan sadece midesini değil, sabırla ve iyilikle kalbini de doyurmuştu. O Ramazan boyunca Hasan’ın Sabır Kavanozu hiç boş kalmadı.
Gemini şunu dedi:
Hasan’ın sabır ve iyilik dolu hikayesi, Ramazan ayının manevi huzurunu çocukların kalbine dokuyarak sona eriyor. uyuyanguzel.com dünyasında keşfedilmeyi bekleyen daha yüzlerce macera ve eğitici öykü sizi bekliyor.
Siz de her akşam çocuğunuzla yeni bir yolculuğa çıkmak, onun hayal dünyasını zenginleştirmek isterseniz en güncel içeriklerimize ulaşmak için masal oku linkine tıklayarak ana sayfamıza göz atabilirsiniz.